Yenilikçilik İnovasyon, türleri, modelleri ve Oslo Kılavuzu

0
1.889 views

Yenilikçilik (İnovasyon)
Ekonomik ve toplumsal kazanımlar elde etmek için ürünlerde, hizmetlerde ve iş
süreçlerinde yapılan değişiklikler, farklılık ve yenilikler inovasyon olarak adlandırılır.
İnovasyon en geniş anlamıyla bilginin ekonomik ve toplumsal yarara
dönüştürülmesidir, Yani; farklı, değişik, yeni fikirler geliştirmek ve bunları uygulamaktır.
Yenilikçilik sık sık icat ile karıştırılır. Yenilikçilik bir buluş değildir. Daha çok günümüzde var
olan bir ürün, hizmeti ele alıp ürüne yeni etkin özellikler katıp yeniden insanlığın hizmetine
sunmaktır. Yeniliğin icada yol açması şart değildir. İcat yeni veya geliştirilmiş araç, yöntem
veya sistem için bir taslak, model yada düşüncedir. Oysa yenilik ticari işleri kapsayan yeni
üretim, yöntem, sistem veya araçların ekonomik anlamda kullanılmasıdır.
İnovasyon
1. Süreç olarak, “bir fikri pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni ya da geliştirilmiş bir
imalat yahut dağıtım yöntemine, ya da yeni bir toplumsal hizmete
dönüştürmektir”(OECD)
2. Dönüştürme süreci sonunda ortaya konan, “pazarlanabilir, yeni ya da geliştirilmiş
ürün, yöntem ya da hizmettir”(Avrupa Komisyonu, 1995).
3. Yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün (mal veya hizmet) veya süreç, yeni
bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin işletme içi
uygulamalarda, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde gerçekleştirilmesidir
”(Oslo Kılavuzu-2005)
4. En geniş anlamıyla inovasyon BİLGİNİN (FİKRİN) EKONOMİK ve TOPLUMSAL FAYDAYA
DÖNÜŞTÜRÜLMESİDİR.
Oslo kılavuzuna göre inovasyon sayılan faaliyetler
• Teşebbüsler tarafından finanse edilen veya gerçekleştirilen tüm Ar-Ge faaliyetleri
inovasyon (yenilik) faaliyeti olarak dahil edilir.
• Ar-Ge inovasyon (yenilik) sürecinde sadece bir adımdır.
• İnovasyon, ön üretimin sonraki safhaları, üretim ve dağıtım, düşük yenilik derecesine
sahip geliştirme faaliyetleri, eğitim ve ürün yenilikleri için pazar hazırlığı gibi destek
faaliyetleri ve yeni pazarlama yöntemleri ve yeni organizasyonel yöntemler için
geliştirme ve uygulama faaliyetleri gibi Ar-Ge’ye dahil olmayan bir dizi faaliyetleri de
kapsar. Ek olarak, bir çok firma, herhangi bir Ar-Ge içermeyen inovasyon
faaliyetlerine de sahip olabilir.
• Yenilik yeni bir bilgiden yararlanmayı veya mevcut bir bilginin yeni kullanımını ya da
bunların bir birleşimini içerir.
Özet olarak
Ar-Ge olmadan da YENİLİK olabilir ,
BİLGİ olmadan YENİLİK olmaz
Ar-Ge ise mutlaka YENİLİK
Oslo Kılavuzu :
1980’li yılların sonlarına doğru OECD’nin yönlendirmesiyle konu ile ilgili alanda çalışan
akademisyenler ve istatistikçiler inovasyonun ölçümüyle ilgilenmişler, çalışmalar sonucunda
ilki 1992 yılında yayımlanan Oslo Kılavuzu oluşturulmuştur.

Oslo Kılavuzu şu alanlarda gereksinim duyulan sistematik bilgi ihtiyacını gidermek amacıyla geliştirilmiştir:
a. Ar-Ge harcamalarının dışında daha kapsamlı bir biçimde ele alınan inovasyon
faaliyetleri. ( Örneğin patentler ve lisanslar, ürün tasarımı, personelin eğitimi, deneme
üretimi ve piyasa analizi)
b. patent ve yayın gibi konuların dışında inovasyon çıktıları için göstergeler. ( Örneğin
yeni ürün ve süreçlerin geliştirilmesi, örgütsel değişim ve pazarlama inovasyonu, yeni
ürünlerden kaynaklanan satışların toplam satış hacmi içindeki payı, endüstri için yeni
olan ürünlerin satışlarının toplam satışlar içindeki yüzdesi v.s.)
c. inovasyonun ilerleme aşamasına dair bilgi, örneğin bilginin kaynakları, inovasyon
yapmanın arkasındaki nedenler, inovasyonun önündeki engeller ve araştırma
süreçlerinde yapılan işbirliklerindeki ortaklıklar v.s.
İnovasyonun konusu açısından, Oslo Kılavuzu’nda ürün inovasyonu, süreç
inovasyonu, pazarlama inovasyonu ve organizasyonel inovasyon olmak üzere dört
inovasyon türüne odaklanılır.

Ancak, her alanda yenilik yapılabileceği gibi bir çok alanda ve
türde de inovasyon yapılması mümkün ve faydalı olabilmektedir. Bu yüzden inovasyonu
türlere ayırırken kesin bir sınıflandırma yapmak doğru olmamakla birlikte literatür de
değinilen başlıca inovasyon ve yenilik türleri aşağıda anlatılmıştır.
Ürün İnovasyonu: Pazara sunulan nesneler ürün olarak adlandırılır. Farklı, yeni, değişik bir
ürün geliştirilmesi ve pazara sunulması ürün inovasyonu yapması anlamına gelir. Ancak, ürün
inovasyonu yapmak için yeni bir ürün üretilmesi gerekmez. Zaten var olan ürünlerin daha iyi,
daha kaliteli, daha üstün özelliklere sahip olması için değiştirilmesi ve farklılaştırılması da
ürün inovasyonu anlamına gelir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, kumaş, sebze tohumu ve simit birer üründür.
Bunların, pazardaki diğer kumaşlardan, tohumlardan ve simitlerden farklı ve değişik olacak
şekilde geliştirilip üretilmeleriyle yapılan da ürün inovasyonudur.
Hizmet İnovasyonu: Bir işletme tarafından pazara sunulan, alıcılara sağlanan faydalar hizmet olarak adlandırılır. Hizmet inovasyonu, imalat inovasyonundan farklıdır. Bir işletmenin yeni, farklı ve değişik bir hizmet geliştirip bunu müşterilerine sunması hizmet inovasyonudur. Ürün inovasyonun da olduğu gibi, hizmet inovasyonun da da daha önce sunulmayan bir hizmeti sunmak şart değildir.
İşletmeler, hem ürün, hem de hizmet sunabildikleri gibi, sadece ürün veya sadece
hizmet sunabilirler. Örneğin, hastaneler ve okullar genellikle sadece hizmet sunarlar. Ancak,
restoranlar hem hizmet hem de ürün sunarlar; yemekler onların ürünleri olarak
düşünülebilir. Buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev aletleri bir beyaz eşya üreticisinin
ürünüdür. Ancak, bu eşyaları sattıktan sonra verdiği servis (kurulum, arıza vs) ile bir hizmet
sunmuş olur.
Süreç İnovasyonu: Yeni bir üretim yöntemi veya dağıtım metodunun geliştirilmesi veya var
olan yöntemlerin iyileştirilerek daha etkin hale getirilmesidir. Bu inovasyon üretim veya
dağıtım tekniğinde, teknik ekipmanda veya yazılımında yapılan değişikliği içerebilir. Süreç
inovasyonu birim üretim maliyetlerini ya da dağıtım maliyetlerini azaltmayı hedefler.
Organizasyonel İnovasyon: Yeni çalışma ve iş yapma yöntemlerinin geliştirilmesi veya var
olan yöntemlerin geliştirilerek işletme koşullarına uyarlanmasıdır. İnovasyon sadece ürün ve
hizmetlerin geliştirip farklılaştırılması ile yapılmaz, aynı zamanda rekabet avantajının
yakalanıp bunun korunabilmesi için çalışma ve iş yapış yöntemlerinin geliştirmesi,
farklılaştırması ve yenilemesi için de yapılabilir. Bu, geliştirme, farklılaştırma ve yenileme
faaliyeti organizasyonel inovasyon olarak adlandırılır.
Pazarlama İnovasyonu: Ürün ve hizmetler pazara sunulmak amacıyla geliştirilir ve üretilir.
Ürün ve hizmetlerin daha çok satılması için müşterileri cezbediyor olması gerekir. Daha fazla
müşteri çekebilmek için, ürün ve hizmetlerde farklı, değişik ve yeni tasarımların, ambalajların
ve pazarlama yöntemlerinin geliştirilip kullanılması pazarlama inovasyonu olarak adlandırılır.
İnovasyona ne zaman ihtiyaç vardır?
Bir organizasyonda;
• Terfi etmenin, o organizasyondaki çalışan insanların gözünde işlerini başarıyla
yapmaktan daha önemli hale geldiği,
• Organizasyon risk almaktan çok, yapılan hatalarla ilgilenmeye başladığı,
• Çalışanların güçlü özelliklerini geliştirmekten çok, zayıf özelliklerini gidermeye
uğraştığı,
• İyi insan ilişkileri, performans ve başarıdan daha önemli olarak görüldüğü
durumlarda Drucker’a göre bu organizasyonun durumunu düzeltecek çok acil yeniliğe,
değişime yani inovasyona ihtiyacı vardır.
YENİLİK MODELLERİ
İnovasyon Süreçleri, ortaya çıkan modeller ve devam eden ürün inovasyonları hem
ulusal, hem de bölgesel sürdürülebilir bir büyümenin ön koşullarıdır. Bu yüzden
inovasyonların nasıl meydana geldiği ve başarılı inovasyon süreçlerinin nasıl oluştuğu son
derece önemlidir. Bu kapsamda inovasyon, genel olarak belirli sistemler içerisinde oluşan
süreçlerin birer sonucu olarak tanımlanabilmektedir.
İnovasyon süreçlerinin anlaşılması ve modellenmesine yönelik olarak literatürde birçok
çalışma bulunmaktadır. bu süreçleri belirli sınırlar çerçevesinde tanımlamışlardır.
Yenilik modelleri ilk olarak 1992 yılında Rothwell tarafından sınıflandırmıştır. Rothwell
yenilik modellerini beş temel jenerasyona ayırmıştır. Ancak, daha sonraki dönem içerisinde
bu modellere altıncı jenerasyon da eklenmiştir. Bu modeller şu şekilde sıralanmaktadır.
1. Birinci Jenerasyon Yenilik Modeli: Teknoloji itmeli doğrusal model
2. İkinci Jenerasyon Yenilik Modeli: Talep çekmeli doğrusal model
3. Üçüncü Jenerasyon Yenilik Modeli: İnteraktif model
4. Dördüncü Jenerasyon Yenilik Modeli: Entegre model
5. Beşinci Jenerasyon Yenilik Modeli: Sistem entegrasyonu ve şebekeleşme modeli
6. Altıncı Jenerasyon Yenilik Modeli: Bilgi ve öğrenmenin önde olduğu model.
BİRİNCİ JENERASYON YENİLİK MODELİ: TEKNOLOJİ İTMELİ MODEL (DOĞRUSAL MODEL)
Bu yaklaşımın bakış açısı “bilim teknolojiye yol açar, teknoloji de piyasaların ihtiyaçlarını
karşılar” şeklindedir. Bu modelde yenilikçilik; temel bilimsel araştırma, geliştirme ve pazarda
yeni ürünlerin dağıtılmasıyla sonuçlanan ilerleme olarak yorumlanmıştır. En önemlisi
yenilikçilik, AR-GE oluşturduğu doğrusal bir model olarak görülmekte idi. Bu doğrusal
model, pazarı araştırma ve geliştirme çalışmalarının sonucu için hazır bir havza olarak
değerlendirmektedir. Bu nedenle daha fazla AR-GE çalışması toplum ve pazara faydalı daha
fazla yenileşme ile sonuçlanacaktır. Geniş olarak kabul edilen bu model yenilikçilik sürecini
tasvir etmek için yetersizdir.
İKİNCİ JENERASYON YENİLİK MODELİ: TALEP ÇEKMELİ MODEL
1960’ların ikinci yarısı şirketlerin geliştiği bir dönem oldu. Firmalar artan rekabeti
göğüslemek için sundukları ürünleri değiştiriyorlardı. Pazarlama konusu strateji olarak artan
bir öneme sahip oldu. Yenilikçilik çalışmaları bu dönemde yenilikçilik sürecinde pazarın
rolünü vurgulamayı başardı. Müşteri ihtiyaçlarının yenilikçilik sürecini yönlendirdiği
görüldü. Bundan sonra bu pazar önderliği modeli olarak kabul gördü.
1960’lı yılların ortasından1970’li yılların başlarına kadar, ekonomik teoriler ve
organizasyon-lar ile ilgili çalışmalar piyasaların imalat ve yenilik sürecinde oynadığı role
dikkatlerini yöneltmişlerdir. Yenilikler artık müşterilerin istekleri ile alakalı olmuştu. Daha
önceki modelin aksine bu model, yeniliklerin AR-GE bölümlerinde ortaya çıkan yeni fikirlerin
sonucu olmadığını ve fakat piyasalardan gelen taleplerin ve ihtiyaçların bir sonucu olduğunu
ifade etmekte idi.
ÜÇÜNCÜ JENERASYON YENİLİK MODELİ: İNTERAKTİF MODEL
Yenilik süreci esnasında firma içerisindeki departmanlar arası ilişkilerin önemi
vurgulanmaktadır. Buna göre, yeni fikirlerin firmanın tüm birimlerinden çıkabileceği ve
bunun sonucu olarak firmanın tüm bölümleri arasındaki interaksiyonun yenilik üretme
açısından çok önemli olduğu savunulmaktadır. Ayrıca firma teknolojik çözümler ararken
elinde zaten var olan çözüm önerilerine bakacak eğer bu çözüm önerileri tatmin etmez ise
yeni bilgi meydana getirilmesine çalışacaktır.
DÖRDÜNCÜ JENERASYON YENİLİK MODELİ: ENTEGRE MODEL
Bu modelin esası bilgi paylaşımına dayanır. Bu modele göre, firmadaki farklı bölümlerin
(AR-GE, pazarlama, ürün geliştirme, imalat v.b.) yeni ürünün geliştirilebilmesi için hep birlikte
çalışmasını öngörmektedir. Bu durum firmaların ürünün piyasaya sürülmeden önceki
geliştirilme aşamasındaki geçen süreyi önemli ölçüde kısaltmaktadır. Bütünleşme modeli tüm
fonksiyonel gelişime paralel ve daha etkin ve kapsayıcı bütünleşmeyle ilerler bu da daha
yüksek bilgi işlem verimliliğine yol açar.
BEŞİNCİ JENERASYON YENİLİK MODELİ: SİSTEM ENTEGRASYONU VE ŞEBEKELEŞME
Ana düşünce, firmaların yenilikçi olabilmeleri için sadece firma içi departmanlar arası
işbirliğini ve etkileşimini sağlamak yetmemektedir. Bunun yanında bilginin diğer kaynakları
olan diğer firmalar, üniversiteler, araştırma kuruluşları, kullanıcılar ve girdi sağlayanlar ile de
sağlam bağlantılar kurulmalıdır. Bu kavrama yenilik ağları (şebekeleri) denilmektedir.
Yenilikçilik süreci bugün ağ örgüsüne benzemektedir. Bu birkaç anahtar eğilimin
sonucudur. Bunlar: uluslar arası alanda artan stratejik birleşmelerin sayısı ve birlikte yürütülen
AR-GE çalışmaları, yönetim zincirindeki esnekleşmenin giderek farkında olma ve büyük
firmalarla küçük firmalar arasındaki ağ örgüsü şeklindeki ilişkileri olarak sıralanabilir.
Beşinci jenerasyon modeller özellikle enformasyon ve iletişimde kullanılan elektronik
araçların kullanılmasının önemine vurgu yapmaktadır. Bu gereklidir, çünkü firmalar, gerek
firma içi departmanlar ve çalışanlar arası, gerekse tüm firma dışı iletişimde ve firmada
kullanılan hayati bilgilerin depolanması ve işlenmesinde, ellerinde hazır bulunan hızlı ve
güvenilir aletler sayesinde daha etkin ve etkili çalışabileceklerdir. Rothwell (Rothwell,
1995:33-53) beşinci yenileşme sürecinin oluşumunu sistemlerin bütünleşmesi ve ağ örgüsü
süreci olarak isimlendirmektedir. Bu süreç, elektronik araçların kullanılmasıyla kuvvetlenmiştir.
Elektronik aygıtlar ticari anlamda simültane modellerde kullanıldılar. Yenilikçiliğin beşinci
süreci sistem bütünleşmesi ve ağ örgüsünün elementleriyle biçimlenir. Sistem
bütünleşmesi içindeki değişik fonksiyonları bütünleştirmek için bilgi teknolojisinin
kullanılmasıyla mümkün kılınır. Bilgi teknolojisi bir firmanın dış dünya ile bağlarını
kuvvetlendirir.
ALTINCI JENERASYON YENİLİK MODELİ: BİLGİ VE ÖĞRENMENİN ÖNDE OLDUĞU MODEL
Beşinci jenerasyon modelin yenilik modellemesine olan ana katkısı yenilik sürecinin
şebekeleşme (networking) olgusunun yenilik sürecine olan etkisini vurgulaması olmuştur.
Ancak, daha önce belirtildiği gibi, şebekeleşme sadece resmi (formel) ve açık bağlantıları
içermekte, enformasyon ve veri değişiminin ve bunların depolanmasının bir aracı olarak
görülmektedir.
Her ne kadar bu durum 1990’lı yıllarda da geçerli olmuş idiyse de, bu on yılın sonu ile
birlikte firmaların rekabetçi güçlerinin ana kaynağı olarak hızlı öğrenmeye karşı bir ilgi ortaya
çıkmıştır. Bu ilgi sonucunda bilginin meydana getirilmesi, elde edilmesi, transferi,
bütünleştirilmesi ve kullanılması çoğu teorinin odak noktasını oluşturmuştur. Bilgi temelli
firma teorileri ve kaynak tabanlı firma teorisi gibi yeni yaklaşımlar bu noktayı odaklarına
almışlardır.
Ancak, bu teoriler aynı zamanda yenilik teorilerini de etkilemişlerdir. Bilginin en önemli
kaynak olduğundan hareketle, firmalar kaynaklar ve yeteneklerin eşsiz birleşimleri olarak
resmedildiler. En yenilikçi firmalar en rekabetçi firmalardır ve bu firmalar ellerindeki bilgi
kaynaklarını en etkin bir şekilde kullanırlar ve firmanın tamamının kollektif bir şekilde
öğrenmeleri sağlanır. Sonuç olarak stratejik öğrenme ile ilgili ana noktaların altıncı
jenerasyon yenilik modellerini oluşturduğunu ifade etmek mümkündür.
Doğrusal ve Sistemik yenilik teorileri
Yenilik politikaları, talep yönlü ve arz yönlü olarak sınıflandırılmaktadır. Benzer şekilde
yenilik teorileri de doğrusal ve sistemik olmak üzere iki kısımda incelenmektedir. Bu iki
sınıflandırma arasında önemli paralellikler ve mantıksal bağlantılar bulunmaktadır. Bir
tarafta, yeniliğin doğrusal modeli, yenilik sürecini arz yönlü bir süreç olarak ele almaktadır.
Diğer taraftan yeniliğe sistemik bakan modeller ise talep yönlü bakış açısının daha verimli
olduğunu düşünmektedirler.
Doğrusal inovasyon modeli
• Bu yaklaşıma göre, inovasyonu ya bilim (temel araştırma) ya da pazardan gelen talep
tetikler.
• İşe temel araştırmayla başlanır, ardından sırasıyla uygulamalı araştırma, deneysel
geliştirme, pazarlama ve satış gelir.
• Doğrusal inovasyon olarak da adlandırılan bu anlayışa göre ürünün pazara
sürülmesiyle de inovasyon faaliyeti son bulur.
Bu modelde,
• Firma içi Ar-Ge çalışmalarına yatırım yapılır
• Bu yatırımlar ile uygulamalı araştırma ve geliştirme yeteneği güçlendirilir
• İcat sayısı artar
• Buluşlar üretim zinciri içerisine entegre edilir ve bu şekilde katma değer sağlanır.
Sistemik İnovasyon
• Bu tür inovasyon basit bir süreçte değil; kişiler, kuruluşlar ve bunların içinde
bulundukları ortam arasında karmaşık etkilerin yaşandığı bir süreçte gerçekleşir.
• Tüm bu süreçlerde faaliyetler birbirlerinden bağımsız yürümez.
• Her aşama bir öncekine geri beslemeler sağlar ve özellikle pazardan gelen sinyaller ve
değişen talepler dinamik bir sürecin varlığını gerektir.
Kapalı (klasik) ve açık İnovasyon
İnovasyonlar, firmaların inovasyon stratejileri açısından iki gruba ayrılabilir: açık
inovasyon ve kapalı inovasyon
• Kapalı İnovasyon : Laboratuarımız bizim dünyamızdır.
• Açık İnovasyon : Dünya bizim laboratuarımızdır.
Açık inovasyon, firmaların gereksinim duydukları teknolojileri edinmekte ve geliştirmiş
oldukları teknolojilerden yararlanmakta kullandıkları stratejilerden oluşur. Açık inovasyonda
firmalar teknolojilerini çok sayıda farklı kaynaktan alırlar. İnovasyon için açık stratejilerde
etkin ortaklıklar yoluyla verimlilik sağlamak amaçlanır. Açık inovasyon yöntemiyle hiçbir
zaman bir çığır açıcı inovasyon yaratılmamıştır.
Kapalı inovasyonda bir sektördeki en parlak teknik uzmanların işe alınması stratejisi
kullanılır. Kapalı inovasyon, bir firmanın kendi yeni ürünlerini ve hizmetlerini kendisinin
geliştirmesi ve bunları piyasaya süren ilk firma olması gerektiği varsayımına dayanır. Ar-Ge
harcamalarında sektöre liderlik eden firmanın bir süre sonra pazara da liderlik edeceği
varsayılır. Son olarak, bir firmanın rakiplerinin fikirlerden yararlanmalarını önlemek için fikri
mülkiyetini güçlü bir şekilde koruması gerektiği varsayımı da geçerlidir.
Açık inovasyon özellikle yenilik bakımından kısır döngüye girmiş işletmeler için her
geçen gün daha önemli hale gelmektedir. Bu tür sektörlerde işletmeler bu yaklaşımı kendi
süreçlerine entegre etmektedirler. Aşağıdaki tabloda klasik inovasyon ile açık inovasyon
süreçleri karşılaştırılmaktadır.
Açık ve Kapalı inovasyon Prensipleri karşılaştırması

Açık inovasyon, yüksek teknoloji üretimine yönelik sektörlerdeki küçük ölçekli
işletmelerin çok yoğun olarak kullanmaya başladığı bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır.
Açık inovasyon konusunda yapılan çalışmalar sonrasında bu yaklaşımın üç temel yapı üzerine kurulduğu görüşü kabul görmüştür.
1-Dışarıdan iç süreçlere entegrasyon ( The outside-in process):
İşletmenin kapasitesine dış paydaşların (müşteri, tedarikçiler, ve dış bilgi sağlayıcılar)
bilgisinin entegre edilerek yenilikçi süreçler içerisinde kullanılması. Yani dışarıdaki bilginin
işletmeye kazandırılması.
2- İçeriden dış süreçlere (The inside-out process):
İşletmenin bilgilerinin pazarda yeni fikirler olarak sunulması. İşletmenin sahip olduğu patent
ve teknolojinin transfer edilmesi ve yeni gelirlerin sağlanması.
3- Çift yönlü süreç ( The coupled process):
Dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya bilgi akışı temelli işbirlikleri ile paydaşların birbirlerini
tamamlayarak kritik başarı faktörünün sağlanması.
Kaynaklar:
1. B. S. OĞUZTÜRK, M. TÜRKOĞLU “Yenilik ve Yenilik Modelleri” Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi İdari
Bilimler Fakültesi-ISPARTA
2. Rothwell R., “Successful Industrial Innovation: Critical Success Factors For The 1990s” R&D Management,
Vol. 22, 1992.
3. Edquist Charles, “Leif Hommen, Systems of Innovation: Theory and Policy For Demand Side”, Technology in
Society, Pergamon, 21, 1999.
4. Oslo Manual, 3. Baskı. (2005). İnovasyon verilerinin toplanması ve yorumlanması için ilkeler.
5. Celal Zaim Cil, İnnovasyon Drs Notu, Çankaya Üniversitesi, 2011
6. C. Arıkan, Sabancı Üni, 14-15 Kas 2005, YÖK Sunumu,
7. A.O. Sakarya,, Ar-Ge ve Inovasyon Eğitimi, İŞİM, 2009
8. T.Kiper, Infotron – Yenilikçinin Günü sunumu 2008
9. Güven PADO, “Açık inovasyonun rekabet stratejisi üzerine etkisi “ Uluslarası Bilimsel Araştırmalar Dergisi,
Volume: 1 Sayı/Issue: 2 Aralık/December 2016
12. Peter F. Drucker, Yarının Yol İşaretleri -1959
13. Clark J. And Guy K., “Innovation and Competitiveness”, July 1997, UK. (Çevrimiçi)
http://www.technopolis.co.uk, 25 Mayıs 2002.
14. Fisher M.F., ‘Knowledge Creation and Systems of Innovation’, The Annals of Regional Science, 2001.
15. Freeman C., “Networks of Innovators: A Synthesis of Research Issues”, The Economics of Hope, Ed.by,
C.Freeman, Pinter, t.y., London.
16. Göker A., İnavasyonda Yetkinleşmek: Rekabet Üstünlüğüne Giden Yol, Gazi Ün.İİBF Dekanlığı ve Rekabet
Kurumu’nun İşbirliği ile‘Rekabet Nereye Kadar? Nasıl? Paneli 7-8 Kasım 2001, Ankara.
17. Kline S., and Rosenberg N., “An Overview of Innovation”, The Positive Sum Strategy, Ed.by., Landau and
Rosenberg, Washington D.C., National Academy of Sciences, 1986.
18. Nelson R. and Winter S., An Evolutionary Theory of Economic Change, Harvard University Press,
Cambridge, Ma., 1982.
19. OECD, National Innovation Systems, 1997, Paris.
20. Rothwell R., “Industry Innovation: Success, Strategy, Trends”, The Handbook of Industry Innovation,
Dodgson, M. and Rothwell, R., Hants: Edward Elgar, 1995.
21. Yamaç K., İnovasyon Nedir?, (Çevrimiçi) http://www.vizyoner.com, 8 Ekim 2002.
22. DRUCKER, Peter (1998), “The Discipline of Innovation”, Harvard Business Review, November- December
URL:http://www. director. co. uk/MAGAZINE/2007/7%20Jul/bp_innovation_60_12. html (Nisan 2008)
23. DRUCKER, Peter F. (1985); Innovation and Entrepreneurship, N.Y, Harper&Row Pub.
24. DRUCKER, Peter F. (1999); 21.Yüzyıl İçin Yönetim Tartışmaları, Çeviren; İrfan Bahçıvangil-Gülenay Gorbon,
İstanbul: Epsilon Yayınevi.
25. DRUCKER, Peter F. (2003); Yenilikçilik İçerisinde Yenilikçilik Disiplini, Çeviren: Ahmet Kardam, İstanbul:
MESS Yayınları.

CEVAP VER